"Ülkemizdeki siyaset ve partizanlık her alanda faaliyet gösterdiği gibi eğitim sisteminin de hastalığı olmuştur. Siyasi partilerin toplumdan gelen seslere kulak vermeden sadece oy avcılığı için ortaya koydukları plan, program ve mali destekten yoksun uygulamaları özellikle devlet okullarındaki eğitimin kalite ve verimliliğine doğrudan etki yapmaktadır. Genel anlamda yürütülen asimilasyon ve entegrasyon politikalarına uygun olan bu “kaotik” sistem edilgen, her şeye boyun eğen bireyler yetiştirirken, diğer yandan ise üretmeyen, bireysel kurtuluş arayan bir toplumsal yapı yaratmaktadır.
Kıbrıs Türk toplumunun aile yapısı ve siyasi olarak geçmişte yaşanan olumsuzlukları çocuklarının da yaşamaması için genç nesillere hertürlü mali imkanı sunarak eğitime önem verilmesi sonucu başarılı bir şekilde yurtdışına eğitime giden gençler ise yoğun bir beyin göçü oluşturmaktadır. Tüm bu gerçekler ışığında ismine “kolej” denen okulların işlevi ele alınmadan siyasi partilerin seçim kampanyalarına malzeme yapılan “kolej giriş sınavı” tekrardan hortlatılarak toplumun kabusu haline getirilmiştir. Dayatılan bu sistemi incelediğimiz zaman şu çarpıklık ve yanlışları görürüz:
1- Kolejler üçüncü ülkelerdeki üniversitelere öğrenci hazırlayan ve İngilizce dilinde eğitim veren okullar olmalıdır. Kuruluş amacı açık olan bu okullar Türkiye’deki üniversitelere öğrenci hazırlar duruma geçerken, diğer yandan ise Avrupa ve Amerika’daki üniversitelere hazırlıklar çok yetersiz kalmakta, öğrenciler takviye özel derslerle hazırlıklarını tamamlamaktadırlar.
2- Kolej giriş sınavları araç olmaktan çıkmış, amaç durumuna girdiği için, öğretmenler, öğrenciler ve veliler maddi ve manevi olarak baskı altına alınmışlardır.
3- Kolej sınavının varlığı, yaparak yaşayarak öğrenme etkinliklerini ortadan kaldırdığı gibi, sistemi dinamitleyen bir konu haline gelmiştir.
4- Sakıncaları ortada dururken, bunu gizlemek için sınav konusu sayısının artırılması kaosu ve yaşanan verimsizliği daha da büyütmüştür.
5- İlkokul çağındaki çocuklara yönelik olarak uygulanan bu manevi baskının UBP hükümeti de farkında olmalı ki buna daha çok sınavla gizleme yöntemini seçmiştir.
6- Ülkemizdeki üniversitelerde çalışan akademisyenlerle yapılan toplantılarda Kolej sınavlarının hiçbir bilimsel dayanağı olmadığı ve sakıncaları ortaya çıkmasına rağmen sadece Yakın Doğu Üniversitesi adına katılan bir 12 Eylül akademisyeninin verdiği onay ve işbirliğinden ayni zamanda bazı dershanelerin baskısı ile gerçekleştirilen bu sistem tam bir para tuzağıdır.
7- Eğitimi alınıp, satılan bir meta, öğrenciyi de müşteri olarak gören bir zihniyet, eğitimin manevi yönünü değerlendirmediği gibi tamamen bozan bir anlayıştadır. Bu sakat uygulama Eğitim Bakanlığı ve dershanelerin ortaya koyduğu maddi-manevi sömürü düzenidir.
8- Çağ nüfusunun 3500 olduğu ülkemizde her yıl kolej sınavlarına giren öğrenci sayısı 1200-1500 kişidir. Bu öğrencilerden sadece 350-400’ü kolejlere alınmaktadır. Görüleceği üzere sadece %10’luk bir öğrenci kitlesini hedefleyen sınav tüm sistemi kaosa sürüklediği gibi okulları, öğretmenleri ve öğrencileri başarılı- başarısız diye çok göreceli bir şekilde gruplamaktadır. Eğitimde fırsat eşitliğini ortadan kaldırmaktadır.
9- Seviye tesbit sınavı arkasına saklanarak ortaya konan düzenleme kanaat notunun geçerli olduğu bir sistemde “eğitimin özünü” katletmektedir. Okullar arasındaki eğitim-öğretim olanaklarını hiçe sayan bu mantığın yapacağı merkezi değerlendirme “objektif” olmayacağı gibi, sosyal yapıyı hiçe saymak anlamı taşımaktadır.
10- Yapılan SBS sınavları ile eğitimin anlamı, işlevi ve içeriği değişmiştir. Okuldaki öğretmenlerimizin öğrencileri ile ilgili yargıları ve değerlendirmeleri SBS sınavlarının ortaya koyduğu değişik sonuçlar nedeniyle anlamsızlaşmıştır. Unutmamak gerekir ki ilkokullarımızda öğretmenlerimizin çocuklarla ilgili yaptığı değerlendirmeler “KANAAT NOTLARI”dır. Öğretmenin ilgili çocuk hakkındaki kanaati yansıtılmaktadır. Çocuğun sadece sınavlarla aldığı not değil, sınıf içi ve dışındaki davranışları da değerlendirilerek veliye duyurulmaktadır. Amaç notlarla, sınavlarla çocuğu korkutmak ve okuldan soğutmak değil tam tersine okulu çocuğa sevdirmek olmalıdır.
11- SBS’nin öğretmenlerimizde yarattığı baskı ve tedirginlik nedeni ile okullarımızda yapılan pek çok etkinlik zaman kaybı! Nedeniyle gerçekleşmemektedir. (Spor karşılaşmaları, tiyatro çalışmaları, okul gezileri, okul müsamereleri vb)
12- Okullarımız çocuklarımızın yaparak yaşayarak öğrenecekleri mekanlar yerine sevimsiz birer sınav merkezi haline dönüşmüştür.
13- SBS sınavlar ayni zamanda çocuk-öğretmen-veli arasındaki ilişkilerde de güven bunalımı yaratmıştır. Derinleşen bu güven bunalımı bir “aile” gibi olması gereken okullarımızı derinden sarsmış sevgi, saygı ve işbirliğinin yerini karşılıklı güvensizlik duygusu almıştır. Küçük toplum olmamız nedeniyle SBS Sınav sonuçları sadece başarısızlık yaşayan çocuklarımızı değil, aynı zamanda öğretmenlerimizi ve genelde okullarımızı damgalamaktadır. Yalnız öğrencilerimiz değil, okullarımız da başarılı ve başarısız diye ayrılmaktadır.
14- Bazı velilerimiz SBS sonuçlarını kendilerince yorumlayarak çocuklarını “BAŞARISIZ!” okullardan “BAŞARILI!” okullara nakletmenin yollarını aramaktadırlar.
15- Unutulmamalıdır ki ilköğretimin amaçlarından sadece bir tanesi öğrenciyi bir üst öğrenime hazırlamaktır. Diğer amaçları bilindiği gibi öğrencinin iyi bir yurttaş olarak yetişmeleri için gerekli beceri, bilgi ve davranışları kazandırmak, estetik duygularını geliştirmek, doğruyu, güzeli ve iyiyi görebilme yeteneğini kazandırmak ve onlarla birlikte hareket etme, işbirliği yardımlaşma, arkadaşlık, insan sevgisi gibi duyguları kazandırmaktır. SBS’nin yaptığı baskı ile sadece sınav sonuçları ile ilgilenilmekte Milli Eğitim Yasasının yukarıda sıraladığımız ilköğretimin Temel amaçlarının geliştirilmesini imkansız kılmaktadır. Temel görevi Milli Eğitim Yasası’nın temel ilkelerini gerçekleştirmek üzere sorumluluk üstlenmiş milli eğitim bakanlığının bizzat kendisi görevini yapmayıp, ilkokullarımızı uygulaması Türkiye’de de kaldırılmış SBS sınavlarının vesayeti altına sokmuştur.
16- Geçen yıl Kolej giriş sınavlarındaki ders konusu sayısını artırarak ve mihver derslerin dışında, çocuğun öğrenilen konuları pekiştirdiği, yaparak, yaşayarak öğrenmeye (deney, gezi-gözlem aktivite, etkinlik, uygulama) dayalı dersleri de sınav kapsamına almakla, tam bir “ezber furyası” yaratılmıştır. Keyfi olarak uygulanan hiçbir bilimsel veriye dayanmayan bu uygulama bu yıl değiştirilmiş ve bakanlık yanlışlarının farkına varmıştır.
17- Seviye Belirleme sınavı değerlendirmesi göreceli bir uygulama olup, sınavı değerlendirenin de, değerledirilenin de insan olması objektiflik ilkesine tamamen aykırı sonuçlar doğuracaktır. Objektif kriterlerin olmadığı, bilimsel gerçekleri ve çocuk gelişimini dikkate almayan bu yönetimin varacağı hedef “torpile” dayalıdır.
18- Merkezi sınavlar çocuğun gelişimsel yönünü ve farklılıkların dikkate almada bilgi yüklemesi yaratmaktadır. Eğitim-öğretim imkanları yeterli olmayan okullarda ve öğrencilerde iyi-kötü ayrımcılığını getirmiştir.
19- Ailelerin baskısı ve Eğitim Bakanlığı’nın yargısı arasına sıkışan öğretmenlerimizde ciddi bir motivasyon düşüklüğü yaratıldığı açıktır. Bunu dayatan mantığın arkasında “performans değerlendirme” gibi insanı rehine olarak gören bir siyasi düşünce yatmaktadır.
20- Ülkemizde yazılan ders kitapları bir bir uygulamadan kaldırılarak yerlerine Türkiye’den getirilen kitapların konmasının yanında Türkiye’de uygulamaya konan sınav sistemleri benzeri sınavların getirilmek istenmesi yapılanların asimilasyon ve entegrasyon politikalarına uygun olduğu kanıtlamaktadır.
21- Yaratılan sınav düzeni özel ders ve dershanelerdeki maddi sömürüyü hedeflediği gibi devlet okullarını da işlevsiz kılmaktadır.
22- Devlet eli ile okullarda öğrencilerden para toplanarak okullar ticarethaneye dönüştürülmüştür. Öte yandan ise özel ders veren öğretmenlere göstermelik soruşturmalarla Eğitim Bakanlığı hatalarını gizlemeye çalışmaktadır.
Öneriler ve Sonuç
1- Kolejler amacına uygun öğrenci yetiştirmelidir.
2- Kolejlere giriş için insani olmayan ve hasta nesiller yetiştirmesine neden olan seçmeci giriş sınavları yapılmamalıdır.
3- İhtiyaç analizi yapılarak çocukları eğitim süreci içinde değerlendiren, objektif, çağdaş, insani yöntemlerle öğrenciler kolejlere alınmalıdır.
4- Tüm okullarda İngilizce eğitimine ağırlık verilmeli, üçüncü ülkelere gidecek öğrencilere yönelik olarak ortaokuldan başlamak üzere hazırlık sınıfları oluşturulmalıdır.
5- Öğrenciler belirlenen kriterlere göre kolejlere ve diğer okullara yatay geçiş yapabilmelidir.
Sonuç olarak KTÖS daha önce de vurguladığı gibi kolejlere değil kolej giriş sınav yöntemine karşıdır. Siyasilerin bilimsellikten yoksun tamamen oy avcılığı uğruna çocuklarımızı ve eğitimi kullanmalarına izin vermeyeceğiz. Ezbere dayalı sınav sisteminin özüne dokunmadan sınavın sayısını artırmak bencil ve ruhsal sağlığı bozuk bir toplum yaratacağından eğitimin temel amacından uzaklaşmasını getireceği gibi eğitimi alınan satılan bir meta haline sokmuştur. Düşüncemiz kolej sınavları ile zaten yara alan ilkokul eğitimimiz SBS ile tamamen katledilmiş ve okullarımız çocuklarımız için birer kabusa dönüştürülmüştür. Unutmayalım OKULLARIN GÖREVİ ÇOCUKLARI SINAVA HAZIRLAMAK DEĞİL, HAYATA HAZIRLAMAKTIR. Tüm bu nedenlerden dolayı sendikamız kolej giriş sınavlarını kaldırmaya yönelik olarak her türlü eylem ve söylemi yükseltme kararlılığındadır. Bunun için 28 Ocak tarihinde işlenecek olan SBS cinayetine ortak olmayacağımızı ve KTÖS üyelerinin bunu boykot edeceğini tüm kamuoyuna duyururuz.
Şener ELCİL
KTÖS
Genel Sekreteri"