Hakkımızda / Tüzük / Arşiv / Üyeler / Linkler / Ajanda / English / duyurlar
Hakkımızda

                                               KTÖS

                                      NEREDEN? NEREYE?

 

         Kıbrıs’ta sendikal faaliyetler ve emek örgütlenmeleri 1920’li yıllardan sonra başlamıştır. Dış kaynaklı İngiliz ve Amerikan sermayesinin adada başlattığı maden işletmeciliği emek-sermaye çelişkisinin ilk olarak yoğun şekilde yaşandığı yerler olduğundan ilk sendika ve sendikal faaliyetleri bu alanda görmekteyiz. Bunun yanında inşaat, ahşap işleri ve ayakkabı sektörleri de örgütlenme alanlarını oluşturmuştur.

         İngiliz sömürge yönetiminde, çalışan memur ve öğretmenler sendika adı altında örgütlenemediklerinden, ekonomik birliktelik anlamında dernek ve birlikler oluşturdular.

         İşçi örgütlerinde Türk ve Rum çalışanlar emek temelinde ortak örgütlerde yer aldılar. Bu ortak mücadele Kıbrıs’ın yakın siyasi tarihi ile paralel gelişmiştir. İlk grev örgütsüz olarak 1936 yılında Mauvouni madeninde yapıldı. Grev süresince polisler grevcilerle çatışmış, işçi liderleri tutuklanıp hapse atılmışlar, greve katılanların işlerine son verilmiştir.

         Grevler, örgütlülüğün gelişmesi ile çalışanların ilkel çalışma koşullarından kurtarılması çalışma koşullarının iyileştirilmesi, sosyal güvencelerin sağlanması, sağlık hizmetlerinin ve maaşların artırılması temelinde 1941, 1942, 1952, 1955 yıllarında daha etkili olarak gerçekleşti. II. Dünya Savaşı’nın yaşandığı 1939 – 1945 yılları Kıbrıs için de zor yıllardı. Tüm işyerleri hemen hemen kapanmış işsizlik, yokluk yüzünden birçok Kıbrıslı İngiliz ordusuna asker yazılıp, savaşa katılmıştı.. Savaş sonunda Yalta’da  biraraya gelen galip devletler dünyayı iki ayrı nüfuz alanına bölerek paylaştılar. Sovyetler Birliği kendi nüfuz alanında kalan bölgelerde sosyalizm temelinde bir siyasi yapı oluştururken bunun dışında kalan ülkelerde İngiliz – Amerikan güdümünde bir yapılanmaya gidildi. Güçler dengesine dayanan siyasi yapılanmada Yunanistan’ın da içinde bulunduğu bazı ülkelerde silahlı mücadele yıllarca sürdü. Yunanistan’da İngiliz – Amerikan destekli sağ faşist güçlerin sol güçleri yenip ülkeden çıkarmaları, Kıbrıs’ı da etkileyen yeni bir politik gelişmeye neden oldu. Buna göre sol felsefeye dayalı işçi mücadelesinin devamı ve işçi sınıfının iktidarını hedef alan yeni bir mücadele başlatıldı. Bu mücadele işçi sınıflarının her ülkede iktidarı ele geçirip diğer ülkelerle birleşmeyi hedef aldığından Kıbrıs ve Yunanistan’ın birleşmesini öngörüyordu. Bu anlayış sağ güçlerce yorumlandığı zaman ENOSİS fikri ortaya çıktı. AKEL ve PEO tarafından bu fikrin benimsenmesi Kıbrıs Türkleri arasında olumsuz karşılandı. Bu anlayışla hareket eden Türk işçileri kendi birlik ve sendikalarını oluşturdular. 14 Aralık 1954 yılında Türk-Sen kuruldu. Yaşanan siyasi gelişmeler ayrılığı daha da körükledi. E.O.K.A. ve T.M.T. gibi gizli silahlı güçler ayrılığı pekiştirmek için varolan bütün güçlerini kullandılar. Bu dönemde emekçilerin tehdit edilmeleri veya ortak faaliyet sürdüren işçi liderlerinin dövülmeleri veya öldürülmeleri olağan hale geldi.  P.E.O’nun Türk bürosuna bağlı çalışan gazeteci Fadıl Odur (Sellas), “İnkilapcı” isimli bir gazete çıkarma çalışması içinde iken 24 Mayıs 1958 yılında katledildi. Yine 22 Mayıs 1958 yılında P.E.O. merkez bürosunda görevli işçi lideri Ahmet Sadi evinin önünde silahlı saldırıya uğradı. Karısının vücudunu kalkan gibi kullanıp saldırganların önüne geçmesi ile ikisi de ağır yaralandılar. Gençlik Lideri 26 yaşındaki Ahmet Yahya ve Limasollu Hasan Ali hunharca katledildiler. Bu saldırılarla gizli bir el Rum ve Türk toplumları arasındaki çatışmaları pekiştirmek için yoğun uğraş vermekte idi.

         Eğitim ve öğretmenin rolü ile Kıbrıs’ta yaşanan siyasi gelişmelerin çok yakın ilişkisi vardır. Öğretmen örgütlenmesi 1924 yılında Haydarpaşa Rüştiyesi Müdürü Salahaddin Bey’in “Öğretmenler Birliği” adı altında ilk, orta ve lise öğretmenlerini bünyesinde toplayan bir örgüt kurmasıyla başladı. Öğretmenin hayat şartları, maaşları ve eğitimle ilgili çalışmalar yapmak için oluşturulan birlik 1935 – 1948 yıllarında Turgut Sarıca’nın yönetiminde eğitimin geliştirilmesi için çalışmalar yaptı. 1948 yılında seçimlerle Zihni İmamzade ekibi göreve gelerek birliğin siyasi faaliyetlerine hız verdi. Bu dönemde bir Kıbrıslı Türk öğretmen kafilesi yapılan gezi ile Türkiye’ye Kıbrıs Türkleri’nin isteklerini aktardı. Milli duyguların yoğun şekilde yaşandığı bu dönemde Türkiye Kıbrıs’la ilgili politikalar geliştirmeye başladı.  İngilizler tarafından ortaya atılıp Türkler tarafından geliştirilen ve Kıbrıs Türküne mal edilip günümüze kadar sürdürülen “Ya taksim, ya ölüm” siyasi anlayışını yerleştirmek için Türkiye’den Kıbrıs’a öğretmenler gönderilmeye başlandı. Bu gelen öğretmenlerden biri olan Şevket Gedikoğlu Öğretmenler Birliği’nden ayrı bir birlik oluşturma girişiminde bulunan ilkokul öğretmenlerinin bir çatı altında tekrardan toplanmaları için Türkiye’nin nüfuzunu kullanmıştır. O günlerde Şevket Gedikoğlu’na karşı koymak Türkiye’ye karşı olmak olarak algılanıyordu. Öğretmenler Birliği’nin üyelerini oluşturan ilk, orta ve lise öğretmenleri arasındaki çalışma koşulları, maaş farklılıkları üyeler arasında yeterince dayanışmaya olanak yaratmadığı için dağılış süreci 1963 yılının hemen öncesinde başladı. 21 Aralık 1963 yılında başlayan toplumlararası çatışmalar ülkedeki tüm sivil toplum kuruluşları hatta spor kulüplerinin bile faaliyetlerinin yasaklanmasını getirdi. Bu dönemde öğretmenler Rum şövenizmine karşı Türk toplumunu örgütlemek için Türk Mukavemet Teşkilatı’nın içerisinde en önde görev aldılar. Rum saldırıları, göçler, yokluk ve kültürel asimilasyona karşı halkla beraber olup direniş gösterdiler. Özverili çalışmalarda birçokları hayatlarını seve seve verdiler. Kıbrıs Türkü’nün yok olmaması, ezilmemesi, göç etmemesi ideali uğruna yapılan çalışmalarla 1968 yılına gelindi.

         1963 – 1968 yıllarına bakıldığında Kıbrıs Cumhuriyeti’nin eşit ve egemen ortağı Kıbrıs Türkleri şöven Rum saldırıları ile ortaklıktan silah zoru ile atılmış, köylerinden göç ettirilmiş, Türkler’in yoğun olduğu kapalı bölgelerde yaşamak zorunda bırakılmış, işsiz ve aç bir vaziyette her türlü insanlık hakkından mahrum edildiğini görmekteyiz. Üstelik bu gerçekler ortada iken 4 Mart 1964’te 186 sayılı Türkiye’nin de onay verdiği Birleşmiş Milletler Kararı ile Rum Yönetimi Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yasal varisi kabul edildi. Yaşanan bu zorluklara rağmen 1967 yılında iki toplumlu görüşmelerin başlaması ile ülkede genel bir yumuşama yaşanmakta idi. Sivil toplum örgütleri tekrardan faaliyetlere başlamış, yüksek öğrenim olanaklarından yararlanmak için gençlere kolaylıklar sağlanmış, iki toplum çalışma hayatına dönmüştür. Tüm bunlar yaşanırken öğretmenlerin, özellikle ilkokul öğretmenlerinin toplum içindeki statüleri, çalışma koşulları, maaşları ve meslekleri ile ilgili sorunlarına ayrıca en önemlisi toplumun içine düşürüldüğü bu duruma eğilme gereği kaçınılmaz olmuştu.

         Bu dönemde toplum T.M.T.’nin askeri yapılanması olan Bayraktarlık, Türkiye Büyükelçiliği ve Geçici Türk Yönetimi adı altında üç bacaklı bir idare tarafından yönetilmekteydi. Bu yönetim tamemen Kıbrıs Türkü’nün egemenliğini hiçe sayan bir yaklaşım sergilemekte, Türkiye’den Özel Harp Dairesi’nin gönderdiği subay ve assubaylar tarafından tam bir militarist anlayışla idare olunmakta idi. Bu anlayışa karşı gelip, Kıbrıs Cumhuriyeti’ndeki haklarımızı savunmaya kalkanlar, adada barış için çaba gösterenler ve iki toplum arasında iyi ilişkilerin gelişmesini savunanlar dövülmekte, öldürülmekte ve adadan kaçırılmakta idi. Özellikle Kıbrıs Cumhuriyeti’nin varlığını savunan ve bunun için Cumhuriyet isimli bir gazete çıkaran Avukat Muzaffer Gürkan ve Avukat Ayhan Hikmet evlerinde vurularak katledildiler. Yine Peo sendikasının işçi liderlerinden Rum Costas Mishaoulis ve Derviş Ali Kavazoğlu ayni arabada vurularak öldürüldüler. Bu dönem cinayetlerin, provakasyonların yaşandığı ve iki toplumun her yönü ile birbirinden koptuğu bir dönemdir. Kıbrıs Cumhuriyeti’nden atılan Kıbrıs Türkler’i bu zor günleri fedakarlıklarla geçirdiler. Öyle ki emekciler ve çalışan tüm kesimlerin eşit maaş alma uygulaması Türk’ten Türk’e kampanyası adı altında topluma dayatılan sömürü anlayışı tek adam yönetimi ve egemenlik ve siyasi iradenin tamamen Türkiye’nin buradaki yetkililerine devri bu dönemin yaşanan karakteristik olayları olmuştur. Tüm bu olumsuzlukları toplumdaki sosyal ilişkilerin, dayanışmanın yoğun olarak yaşanması ve beraberinde ortak mücadele anlayışının kendiliğinden ortaya çıkmasını getirmiştir. Bunun en güzel örneğini ilk olarak ortaya koyan bir grup öğretmen biraraya gelerek siyasi tartışmalarla ne yapılması gereği üzerinde durdular.

         Sindirilmiş toplumda Sendika mı? Birlik mi? Tartışmaları  cesaretle aşılarak “Kıbrıs Türk İlkokul Öğretmenler Sendikası” adında karar kılınmış 14 Ağustos 1968’de toplanan Genel Kurulla Öğretmenler Birliği dağıtılarak yerine ayrı birlikler kurulması kararı alınmıştır.Böylece topluma yeni bir soluk ve cesaret getirmişlerdir.

         Sendikayı kurma görevi alan öğretmenler şunlardı: Sonuç Zaim, Yılsay Barlasoğlu, Turgut Mustafa (Afşaroğlu), Halil Kara, Ergin Birinci, Arif H. Tahsin (Desem), Muazzez Aziz, Jale Baha, Argun İbrahim (Kortan), Yaşar Tevfik (Tevfikler), Mehmet Münir, Ali Ömer, 19 Eylül 1968 yılında bir grup öğretmen sendikanın kuruluşu ile ilgili ilk somut kararları almışlar ve 30 Ekim 1968'de yapılan ilk olağanüstü genel kurulla sendikanın temelleri atılmıştır. Kıbrıs Türk İlkokul Öğretmenleri Sendikası 29 Mart 1969 yılında Kıbrıs Cumhuriyeti Sendikalar Mukayyidi tarafından resmi olarak tescil edilmiştir.

         Kıbrıs Türk Sendikacılık hareketine yeni bir soluk getiren Kıbrıs Türk İlkokul Öğretmenleri Sendikası, sendikacılığın salt üyelerinin ekonomik sorunlarını korumak ve geliştirmek olmadığını, zümre çıkarları ile toplum çıkarlarının ayrılmaz bir bütün olduğunu pratikte yaşadığı tecrübelerle doğru temele oturtacaktı. 

         Bu dönemde Türkiye’de yaşanan “Türkiye Öğretmenler Sendikası’nın (T.Ö.S.) yaşanmış tecrübeleri, Fakir Baykurt’un çalışmaları yakınen takip edilmiş ve teorik tecrübe kazanılmaya çalışılmışsa da esas olan mücadelede elde edilen birikim olmuştur. Bu anlayış ve politika sendikamızın doğruları ortaya koyarken yaptığı yoğun tartışmalarla ortaya çıktığından, ileri sürülen politikaların haklılığı her dönemde kanıtlanmıştır.

 

1969’DA ÖĞRETMENİN DURUMU

         1969 yılında öğretmen hareketinin değerlendirmesini bir de Turgut Afşaroğlu’ndan aktaralım:

         “Yıl 1969, İlkokul öğretmenlerinin maaşı, en alt basamaktan bir üstte, bir deyişle – odacının bir üstündedir. Orta ve lise öğretmenleriyle, ilkokul öğretmenleri arasında korkunç uçurumlar vardır. Bayan öğretmenlerin maaşları, erkek öğretmenlerden daha düşüktür. Kocası, Cemaat Meclisi görevlisi olan bayan öğretmenin hayat pahalılığı alma hakkı yoktur. Bayan öğretmenler doğum yaptıkları takdirde durdurulabilmektedirler. Bütün bunlar yetmezmiş gibi bayanların emeklilik hakları da yoktur. Nakillerde herhangi bir öğretmen, herhangi bir zamanda en ücra yerlere sürülmekte, karı-koca durumu bile kaale alınmayarak bazen biri Baf’a, diğeri Karpaz’a sürülebilmekteydi.

         Bu şartlar içinde olan ilkokul öğretmeni ezilmiş, horlanmış, en ağır şartlar altında insani her türlü davranışa hasret yılların yükü altında çok bunalmış bir durumda idi. Yönetim bir yana, kendisine en yakın olması gereken Eğitim Dairesi ise onun için bir “korku nedeni” idi; Çünkü herşey bir müfettişin iki dudağı arasındaydı. Şu ya da bu yetkiliye, şöyle ya da böyle yakınlığı olanlar her bakımdan imtiyazlı idiler. Terfi de, nakil de tamamen bir kabustu, çünkü Eylül’de çıkacak nakillerde nereye savrulacağı belli değildi. Bazan bir öğretim yılında üç kez nakil alıp, üç kez taşınma, ilkokul öğretmeni için olağan sayılıyordu.

         Kısaca öğretmen bıktırılmış, sindirilmiş, mesleki yeteneklerinin değil de başka vasıfların geçerli sayıldığı bir düzende bunalmıştı.”

         Sendika Yetkili Kurulları, ilkokul öğretmenlerinin orta ve lise öğretmenleri ile varolan maaş farklarının giderilmesi, bayan ve erkek öğretmenler arasındaki farklılıkların ortadan kaldırılması, emeklilik hakları, çalışma koşulları ile nakiller konularının yasallaşması için çalışmalar başlatmış yönetimin duyarsızlığı, eylem kararı alınmasına sebep olmuştur. İlk grev bildirisi askeri rejimin yaşandığı bir dönemde 25 Şubat 1969’da alınmıştır. Sendikamızın direnişinin toplumun diğer emekçi kesimlerinin uyanmasını getireceğinden korkan hakyiyici egemenler “davaya zarar veriyorlar, vatan hainliği, vatan millet sakarya” edebiyatı ile Sendikamızı Türkiye yetkililerine şikayet etmeye ilk kez o günlerde başladılar. Bu kavga 1973 yılında öğretmen baremlerinin tepede eşitlenmesi, çalışma koşullarının 1968 müfredatı programında yeralan eğitim anlayışı ile düzenlenmesi ve emeklilik haklarının düzenlenmesi ile başarıya ulaştı. Bu dönemde ezilen, horlanan halktan destek mesajları alınmış, hakyiyici egemenler askeri yönetimle elele vererek öğretmenlere baskı yapmışlar, bazı öğretmenlere sendikaları aleyhine kınama mesajları yazdırmışlar, basına sansür uygulayarak toplumun sesini kısmaya çalışmışlardır. Bu hareketlerin öncülüğünü Kıbrıs Türk halkının en kötü yılları olan 1963-1967 yılları arasındaki dönemi Ankara’da geçiren daha sonra bir senaryo ile adaya gizli yolla çıkıp Rumlar tarafından tutuklanıp daha sonra da Türk Cemaat Meclisi’nin başına geçirilen Rauf Raif Denktaş yapıyordu.

         1970 yılında Ruma mal satmanın yasak olmasına rağmen Lefke’deki Türk mallarının dönümü 18 Kıbrıs Lirasına CMC Amerikan maden şirketine satılmasına Türk Cemaat Meclisi’nin onay vermesi, K.T.İ.Ö.S.’nın sert tepkisine neden olur. Bu olay hakyiyici egemenler tarafından Amerikan parası ve desteği ile farklı yorumlanıp sendika “kızıl ve komünist olmakla suçlandı. İlginç olan ise sözde milliyetçilerin kimlerle de işbirliği yaptığını ortaya koyması açısından  önem taşımaktadır.

         1970 yılı Sendikanın her kazada şubeler açtığı, politikalarını saptadığı ve örgütlülüğünü daha da pekiştirdiği bir yıl olmuştur. 6 Mart 1971’de Arif Hasan Tahsin’in yaptığı ve oyçokluğu ile alınan “İngiliz Üslerinden arınmış, bağımsız ve federatif bir Kıbrıs Cumhuriyeti’nde içişlerinde tamamıyle bağımsız, ekonomisi serbest, bağımsız bir Türk Cumhuriyeti” kararı çok yankı buldu. Bu kararın alınması, sendikanın güçlenmesinden menfaatleri sarsılan egemenleri rahatsız ediyordu. Bu çerçevede askeri yönetimi de yanına alan Kıbrıs Türk Liderliği sendikamıza karşı büyük bir saldırıya geçti. Saldırının öncülüğünü Cumhurbaşkan Muavini Dr. Fazıl Küçük ve Halkın Sesi Gazetesi çekti. Saldırının arkasında ise Dr. Küçük’ün Cumhurbaşkan Muavinliği koltuğuna göz diken bir taraftan Dr. Küçük’ün girişimlerine destek veriyor gibi görünüp. Doktorla öğretmenleri karşı karşıya getiren daha sonra da Doktor Kıbrıs Türk halkını bölüyor” diye Ankara’ya şikayet edip adaylığını engelleyen öğretmenlerin ve sendikanın açık desteğini alıp Cumhurbaşkan Muavini koltuğuna oturan Rauf Raif Denktaş vardı. Bu saldırılarda temel alınan nokta 12 Mart 1971’de Türkiye’de yaşanan siyasi gelişmeler paralelinde sendikacı öğretmenleri “kızıl, maocu, komünist” olarak suçlamak olmuştur. Bu saldırılar fiilen öğretmenlerin siyasi düşünceleri sebebi ile sokakta dövülmesine kadar ileriye vardırılmıştır. Bu saldırılara Eğitim Dairesi, Kıbrıs Türk Geçici Türk Yönetimi ve askeri rejimin baskıları da eklenince bunalan öğretmen, Halkın Sesi gazetesine açık ilan vererek istemeden eziklik içinde Sendikasından istifa etmek zorunda bırakılmıştır. Bu baskılar ortadan kalkınca öğretmen tekrardan sendikasına sahip çıkmış ve ayakta tutmuştur.

         Yine bu dönemde bir grup müdürün başka bir sendika kurma gayreti içine girdiğini görmekteyiz. Bu sancıların yaşandığı ve yönetim kurulunun da tehditle istifa ettirildiği günlerde askeri yönetimin çağrısı ile 4 Haziran 1972’de silahların gölgesinde askeri yönetimin önerdiği 30 kişilik bir listenin ayrıca 9 kişilik bir yürütme kurulu listesinin dışındaki öğretmenlerin seçime aday olması engellenmiş, fakat Askeri Yönetimin önerdiği 9 kişilik liste yine de seçimi kaybetmiştir. Bu yılın en önemli gelişmelerinden biri sendikamızın merkez lokal binasının inşaatının kararlılıkla başlatılması olmuştur.

         Diğer yandan 1971 yılında oluşturulan Kitap Kırtasiye Kooperatifi ve yapı Kooperatifi ile ilgili çalışmalar çıkar çevrelerinin tepkilerine rağmen başarı ile sürdürülmekte idi. Ayrıca “Yarın” gazetesi ilk kez bu yıl yayınlanmaya başlıyordu.

         1973 yılı olağan genel kurulu da sancılı geçti.Askeri yönetim 17 öğretmenin sendikanın yetkili kurullarına aday olmasını yasaklamıştı. Bu sebeple 9 kişiden fazla aday gösterilememiş ve seçimsiz bir genel kurul yapılmıştır. Genel kurul sonrasında yasaklı Arif H. Tahsin istifa eden iki yönetim kurulu üyesinin yerine yürütmeye alınıp, sekreterliğe getirilmiştir. Bu arada Rauf Raif Denktaş Cumhurbaşkan Muavinliği’ne başka aday olmadığı için seçimsiz getiriliyor ve sendika ile ilişkilerde olumlu gelişmeler sağlanıyordu. Bu olumlu ilişkiler petrol fiyatlarına gelen artışı bir basın bildirisi ile kınayan sendikanın sekreteri Arif H.Tahsin ve Yönetim Kurulu üyesi Emirali Özkılıç’ın tutuklanıp ardından Emirali Özkılıç’ın asker olduğu için 45 gün, Arif Hasan Tahsin’in ise Türkiye’ye hakaret ettiği gerekçesi ile üç ay hapse mahkum edilmesi ile bozulmuştur. Ardından “sosyal nitelikli konutlar” yapıyor gerekçesi ile Öğretmenler Bankası’na polis gönderilip tüm evraklara el konularak, öğretmen kuruluşlarına kilit vurulmak isteniyordu. Bu olaylar öncesinde yaşanan bir başka önemli gelişme de “Yarın” gazetesinin yayınlarından dolayı Yönetim Kurulunun Bayraktar Süleyman Eyüpoğlu tarafından Ermeni Kilisesine çağrılıp tehdit edilmesi olmuştur. Sendika Yönetim Kurulunun görev verdiği Turgut Afşaroğlu ve Esat Varoğlu’nun sol  kesimin ilahı durumundaki Türkiye Başbakanı Bülent Ecevit’i ziyarete gitmeleri ve çeşitli engellemelerle karşılaşıp ancak Dışişleri Bakanı Turan Güneş  ile görüşebilmeleri önemli gelişmelerdi. Bu görüşme Ankara Hükümeti’nin Kıbrıs’taki malum kişiler tarafından sürekli etki altında bırakılarak bu çevrelerin menfaatlerinin devamından yana politikalar ürettiğini ortaya koyması açısından önem taşımaktadır.

         1960 Kıbrıs Cumhuriyeti kuruluş antlaşmalarının garanti ve ittifak antlaşmalarına dayanarak Türkiye, 20 Temmuz 1974 yılında  bozulan anayasal düzeni tekrar tesis etmek, Kıbrıs Cumhuriyeti'’in bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü korumak için kendisine verilen garantörlük görevini başarı ile yerine getirdi. 1974 yılının sıcak ortamının hemen ardından toplanan sendika yetkili kurulları oluşan yeni hukuki duruma uygun olarak bir "kurucu meclis”in oluşumunun önemini ortaya attılar. Yıl sonuna doğru toplumda geniş yankı bulan bu konu, milliyetçiliği maske edinen malum çıkar çevreleri tarafından çeşitli saldırılara vesile edildi ise de sonunda pratik gerçeklik sendikamızın haklılığını ortaya koydu. 13 Şubat 1975’te Kıbrıs Türk Federe Devleti ilan edildi ve kurucu meclisin oluşumu için girişim başlatıldı.

         Sendikamız Turgut Mustafa (Afşaroğlu)’nu temsilci olarak, Genel Kurul kararı ile Kurucu Mecliste görevlendirdi. Hazırlanan anayasaya “tek kişi yönetimi ve diktatorya” yaratmayı amaçlıyor gerekçesi ile mecliste bulunan beş milletvekili ile birlikte bir kampanya ile karşı çıkıldı. O günlerde de egemenlerin ileriye sürdüğü en büyük baskı unsuru “Anavatan böyle istiyor” yaklaşımı idi. Bu anlayışla Kıbrıs Türkü’nün Anavatan Türkiye’ye olan duyarlılığı sürekli istismar edilegelmiştir. Sendikamızın kararlı tutumu sayesinde “şeflik sistemi” getirecek olan anayasa taslağı yoğun tartışmalardan sonra düzenlenip demokratik içerik kazandırılmıştır. Bu mücadelede sendikamız ve Rauf Raif Denktaş ekibi karşı karşıya gelmiş, çok çetin tartışmalar yaşanmış, Zaman gazetesi Sendikamız aleyhine karalama kampanyası sürdürmüştür.

         10 Ocak 1976 tarihinde Sendikamız bugünki ismi olan “Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası” ismini almıştır. 1977 yılında da Sendikamız F.İ.S.E. ismi ile bilinen dünya öğretmen örgütlerinin ortak uluslararası örgütüne üye kabul edildi.

         1976, 77-78 yılları halkın birikimi olan 22 milyon Kıbrıs Lirası’nın sermayeye peşkeş çekilerek, enflasyon sebep gösterilerek hortumlanması ile yaşanan olumsuz gelişmeler ve maaşların T.L. kullanılmasından eridiği yıllardı. Bir yandan maaşların erimesi, diğer yandan öğretmen özel yasasının kaldırılıp, personel yasasına dahil edilme çabaları K.T.Ö.S., K.T.O.E.Ö.S. ve K.T.A.M.S.’ın grevli mitingli ortak eylem yapmalarını doğurmuştur. Yine 1978 yılında Sendikamız ve K.T.Amme Memurları Sendikası İ.S.E.F. (İlerici Sendikalar Federasyonu) adı altında bir federasyon oluşturdular. Bu federasyonda Ahmet Zeki’nin  (Bulunç) çok çarpıcı bir isim olarak etkin görev aldığını görmekteyiz.

         Bağımsızlık konusu 1980 yılının en önemli gündem maddesi olarak sendikamızda yoğun şekilde tartışılmıştır. Buna göre Kıbrıs Rum ve Türk halklarının kendi kaderlerini tayin haklarının (self-determinasyon) varlığı genel kurul kararı ile tescil edildi. 1981 yılı seçimlerinde Sendikamız muhalefetin yanında yoğun bir propaganda çalışması yürüttü. Bu amaçla “Yarın Matbaası, Söz Gazetesi” etkin roller üstlenerek başkanlık seçimlerinde Ziya Rızkı’ya çok büyük destek verdiler. Sonuç olarak şaibeli ve müdahaleli bir seçimden sonra Rauf R. Denktaş yine Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturtuldu.

         Self-Determinasyon hakkına dayanarak 17 Mayıs 1983 yılında Sendikamız Yönetim Kurulu bağımsız bir Kıbrıs Türk Devleti kurulması yönünde gerekçeli bir karar üretmiştir. Bu karar 15 Kasım 1983’te Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kurulmasına en büyük destek olmuştur. Bu anlayışta “tam bağımsız devlet” anlatılmak istenmekte idi. Fakat anayasa yapılırken yaşananlar, bilinen egemen çevrelerce, Kıbrıs Türkü’ne olan güvensizlikten tam bağımsızlık sulandırılmış ve bu da yeni bir mücadelenin ortaya çıkmasını doğurmuştur. Oluşan kurucu meclise Arif Hasan Tahsin sendikamızın temsilcisi olarak katılmış, yapılan “anayasaya hayır” kampanyası muhalefetle etkin şekilde yürütülerek %32 başarı sağlamıştır.

         Sendikamızın bu kadar etkin olmasından rahatsız olanlar ve özellikle Rauf Raif Denktaş bir kısım okul müdürünü kışkırtarak Başöğretmenler Sendikası adı altında bugün İlk-Sen olarak bilinen sendikayı kurdurttu. Bu sendika malum çevrelerden talimatlar alarak öğretmen hareketini bölme misyonunu, iktidarı da yanına alarak sürdürmektedir.

         1985 yılı 14 Mayıs’ında kabul edilen Öğretmenler Yasası öğretmen hakları konusunda sendikamızın yıllardır sürdürdüğü kavganın bir sonucudur.

         1986 yılı Turgut Özal Hükümeti’nin Kıbrıs Türkü’nü kalkındırma adı altında dayattığı pakete karşı yapılan eylemlerle geçti. “Ankara karar verir, Lefkoşa uygular felsefesi terk edilmelidir.” Karşı çıkışı ile başlayan eylemler, tüm örgütlerin, sendikaların katılımı ile etkin bir direnişe dönüştü. O günlerde özelleşmeye ve paketlere karşı politika geliştiren Şükrü Sina Gürel sendikalarca Kıbrıs’a davet edilip, konferans verdirildi. Muhalefette bulunan Süleyman Demirel ve Bülent Ecevit verdikleri beyanatlarla peketi şöyle kınadılar:

         DEMİREL - “Türkiye’de neticesi belli olan politikaları Kıbrıs’ta uygulamak suretiyle orada da enflasyonu azdırmak, orada da yoksulluk meydana getirmek gibi birşeyi herhalde kimse düşünmez. Kıbrıs’ın idaresi bağımsız bir idaredir. Yararına olmayacak birşeyi kabul etmezler”.

* Köylüsünü, işçisini, çiftçisini, memurunu, emeklisini, sanayicisi hatta ve hatta küçük esnaf ve tüccarını perişan edecek bir modeli, Sayın Özal bugün Türkiye’de iktidardadır diye savunmak ve karşı çıkanları yani halkımızın ezici çoğunluğunu “Vatan Haini” ilan etmek ve Anavatan düşmanı diye lanse etmek, uzun vadede KKTC-TC ilişkilerini zedeleyecek çok tehlikeli bir yaklaşımdır.

Sayın R.R.Denktaş’ın görevinin gerektirdiği tarafsızlıkla bağdaşmayan bir tutum içine girmesi ve halkımızın gönlünden esen rüzgara karşı çıkıp, yabancı sermayeden yana tavır koyması Sayın Özal’la Türkiye’yi özdeştirmesi, Sayın Özal’ın ekonomik modeline karşı çıkanları, 55 milyonluk Türkiye’ye karşı çıkıyormuş gibi göstermesi, hem kendisi hem de toplumumuz için büyük bir talihsizlik olmuştur.

         * Sayın Özal’ın KKTC’nın bağımsızlığına gölge düşürecek ve demokrasisini zedeleyecek bir ekonomik modeli, zorla Kıbrıs Türk halkına dayatmak istemesi, sadece Kıbrıs Türk Halkının değil, 20 Temmuzun başbakanı Sayın Ecevit’in de tepkisine neden olmuştur.

         ECEVİT – “Sayın Özal, KKTC’ne birtakım ekonomik ve sosyal politikaları, manevi baskı ile, hatta manevi baskının da ötesinde, “Bunları uygulamazsanız yardımı keseriz” tehdidi ile kabul ettirmek istiyor. Oysa bağımsız bir ülkeye bu şekilde davranılmaz. Özal’ın baskısı yüzünden, KKTC’nin bağımsızlığına gölge düşebileceği gibi, demokrasisi de zedelenebilir.”

         1987 yılında ise ilkokullardaki eğitim süresinin Türkiye’ye uyum sağlaması için 6 yıldan 5 yıla indirilmesi eğitimde sorunlar yaşanmasına ve sendikamızın yoğun bir mücadele başlatmasına sebep olmuştur. 1988’de maaşların enflasyon karşısında erimesine alternatif olarak “maaşların dövize endekslenmesi” önerimize karşı hükümetin duyarsız kalması ve “sendikayı siyaset yapıyor” bahanesi ile suçlaması 45 gün süren grevlerin başlamasını getirmiştir. 22 Nisan 1988’de yayınlanan bir bildiri Rauf Denktaş ve dalkavuklarının sendikamız aleyhine bir kampanya başlatmalarına vesile oldu. Sendikamızın yayınladığı bildiri aleyhine imza toplama kampanyaları başlatılmışsa da sonuç öğretmenin güçlü şamarı ile yine hüsran oldu.

         1988-90 yılları sendikamızı kurup, geliştirip güçlenmesini sağlayan ve yıllarca yetkili kurullarında görev yapan öğretmen ekibi ile, 1970 yılından sonra öğretmenliğe başlayan genç öğretmen ekibinin sendika yetkili kurullarını devralması mücadelesi ile geçti. Ülkede yaşanan ekonomik, siyasi sorunlarla etkin mücadelede yeni bir soluk getiren ekip, bu sorunlarla mücadelede etkin eylem yöntemlerinin denenmesine olanak sağladı. 1990 seçimlerinde Denktaş – Ulusal Birlik Partisi ekibine karşı diğer siyasi partilerin oluşturduğu “Demokratik Mücadele Partisi” yarıştı. Bu yarış Türkiye’deki iktidar çevrelerinin açık müdahalesi ile Denktaş ve UBP’nin tekrardan iktidara oturtulmasını getirdi. Oluşan, olumsuz  tek parti yönetimi, muhalefetin meclisi boykot etmesi ile toplumun üzerinde baskılarını artırdı. Partizanlık, adam kayırma son haddine vardı. Bu dönemde Kıbrıslı Türkler’in ülkeyi terketmeleri yoğunlaştı. Bu saldırılardan öğretmen kesimi de payını aldı. "Sepetteki çürük elmaları ayıracağız” sözü ile dönemin Eğitim Bakanı Eşber Serakıncı öğretmen üzerinde baskı yaratmaya koyuldu. Eğitim ve çocuklar bahane edilerek, eğitimi düzeltme adı altında öğretmen haklarına saldırılar, ayrımcılık son haddine vardı. Bu dönemde de öğretmen tek yumruk olarak, eylemlerle kamuoyu yaratarak tüm bu saldırıları yoketti. Antidemokratik tutumlar ve Denktaş’ın, U.B.Partisi üzerindeki etkinliğinin azalması ve kontrolün Dr. Derviş Eroğlu’na geçmesi. U.B.Partisi’nin ikiye bölünmesini getirdi. Oluşan Demokrat Parti 1993 erken genel seçimlerinden sonra Cumhuriyetçi Türk Partisi ile koalisyon hükümeti kurdu. Bu dönem “eğitim kavramının” ülkemizde en çok tartışıldığı dönem olmuştur. Yeni Eğitim Bakanı Mehmetali Talat hazırladığı eğitim programını uygulamaya koydu. Sendikamızın o dönemde yetkili kurullarında bulunan birçok öğretmen arkadaşımız Eğitim Bakanlığı’nın önemli noktalarına göreve getirildi. Yeni programın uygulanması, aceleye getirildiği, yeterince tartışılmadığı için sendikamızın toplanan eğitim şuralarında bazı noktalarda programa karşı olması sebebi ile öğretmenler arasında kabul görmedi. Uygulamada sendika ile bakanlığın uzun süreli çatışmasını getirdi. Ülkede varolan elektrik enerjisi sorunu, kaynak sıkıntıları ve Denktaş-UBP hükümetlerinin yarattığı yılların birikimi olan yağma düzeninin getirdiği sorunlarla sendikaların etkili eylemlerine Türkiye’deki bazı çevrelerin müdaheleleri de eklenince bu hükümetler fazla uzun yaşamadı. Bu dönemde en önemli olaylardan biri de Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı görevine Sendikamızın Genel Sekreterliği ve Başkanlığını yapmış olan Ahmet Derya’nın getirilmesi olmuştur. Yine gazeteci yazar Kutlu Adalı’nın yazılarında ülkede devlet mafya ilişkilerini sorgulamasından dolayı faili meçhul siyasi bir cinayete kurban gitmesi, ülkede 1950’li yıllardan beri faaliyet gösteren gizli menfaat güçlerinin etkinliğini sürdürdüğünü ve devletin içinde yeraldıklarını göstermesi açısından çok önemlidir.

         Demokratik Sol Parti başkanı ve Kıbrıs Barış Harekatı’nın Türkiye Başbakanı Bülent Ecevit’in 1970’li yıllarda sendikamızı kuran ve mücadele veren öğretmenlerin gözünde çok ayrı bir yeri vardı. Bu dönemde mücadele eden arkadaşlarımızın sol hareketin ilahı olarak gördükleri Ecevit’in büyük boy bir resmini ve vecize niteliği olan “Ne yoksulluk ne baskı ne ezen ne ezilen, insanca, hakça bir düzen” ifadesini içeren bir levhayı sendikamızın baş köşesine asmışlardı. 1995 yılında Bülent Ecevit Kıbrısla ilgili olarak verdiği beyanda, Kıbrıs Türkü’nü hiçe sayan bir anlayış sergilemiş ve Kıbrıs’ın Türkiye’ye “ilhakını” öngören bir politika ortaya koymuştur. Bu talihsiz beyan öğretmenin gözünde sürekli değer kaybeden Bülent Ecevit’in imajına son noktayı koymuştu. Toplanan Yönetim Kurulu, oybirliği ile aldığı kararla, basının huzurunda Ecevit’in resmini duvardan indirmiştir. Bu hareket milliyetçiliği ve Atatürkçülüğü sürekli kalkan olarak kullanan Denktaş ve çevresinin harekete geçmesini getirmiş ve 1970’li yıllarda solcu komünist olarak gördükleri Ecevit’in savunucusu durumuna geçerek sendikamıza büyük bir saldırı kampanyası başlatmışlardır. Bu hareketimizdeki haklılık bugün Ecevit’in başbakan olarak yaptığı icraatlarla ortaya çıkmıştır.

         Sendikamızın verdiği “halk için halk adına iktidar mücadelesinde” daha çok yürünecek yol olduğu  ortadadır. UBP-DP koalisyon hükümetinin iktidara gelmesi ile eğitimde DP-CTP Hükümetleri tarafından atılan önemli adımların sonunu getirdi. Kaldırılan kolej giriş sınavlarının tekrardan konması, DP-CTP hükümeti zamanında başlayan özel okul açmaya hız verilmesi, “eğitimde parası olan okusun, parası olmayan cahil kalsın” anlayışının hakim olmasını getirmiş, kolej sınavlarının varlığı da özel derslerin hortlayarak, öğretmenlerin yozlaşmasını getirerek, eğitimde doğrudan kalite düşüşünü sağlamıştır. Bu olumsuz gelişmeler, etken değil “edilgen” politik olmayan bireyler yaratma ve bu çerçevede Kıbrıs Türkü’nü pasif, korkak, kendine güvensiz yapma anlayışının bir sonucudur. 1997 yılından sonra tamemen etkisiz, Türkiye’nin bir ilçe eğitim müdürlüğüne dönüştürülen Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı bu işlevini sürdürmektedir. Sendikamızın bu noktada asli görevlerinden biri olan eğitim ve toplumun aydınlanması görevini dikkate alarak “Kıbrıs’ta 2000’li Yılların Eğitim Modeli” isimli alternatif eğitim programı üretilmiştir. 1990 yılından sonra dağılan F.İ.S.E. yerine 24 milyon öğretmenin üye olduğu Education International (Eğitim Enternasyonali) örgütüne üye olduk. Sendikamızın gerek iki toplumlu temaslarda, gerekse uluslararası düzeyde temsiliyeti yoğun şekilde devam etmektedir. Gerek siyasi gerekse eğitimle ilgili uluslararası toplantılara sürekli olarak davet almakta ve Avrupa Birliği’nin eğitimle ilgili projeleri hakkında sürekli bilgilendirilmekteyiz.

         1998 yılı 5 Aralık seçimlerinden sonra oluşan UBP-TKP koalisyonunda Milli Eğitim Bakanlığı görevini üstlenen Mehmet Altınay “eğitimi düzeltme “sözde” temel politikası ile öğretmene, öğretmen sendikalarına ve öğretmen haklarına saldırarak öğretmenin birliğini bozma misyonunu yerine getirmeye koyuldu. Öğretmen sendikaları, “öğretmenin onaylamadığı hiçbir değişimin başarıya ulaşamayacağı” anlayışından hareketle bu sözde değişim vaatlerinin eğitimi bir yaz boz tahtasına dönüştürmesine müsade etmedi. Eylemler ve her alanda verilen mücadele ile bu saldırılar bir daha gündeme gelmemek üzere geriletildi.

         Ülkemizde son üç yılda yaşanan ekonomik, siyasi gelişmeler, Kıbrıs Türkü’nün tarihinde yaşadığı en acı gerçeklerdir. Ülkenin tüm üretim kaynakları tüketilip, üretim durdurulmuş, ihracat kapıları tamamen kapanırken ithalat hız kazanarak ülke bir tüketim cennetine çevrilmiş, devletin kontrolundaki bankaların içi boşaltılarak, ülkemizdeki birikimlerin Türkiye bankalarına akışı sağlanmış, işsizlik artarken Türkiye’den ucuz kaçak işgücünün ülkeye  girişine gözyumulmuş, vergiler, hayat pahalılığı, yüksek enflasyon, partizanlıkla ülke yaşanmaz hale getirilmiştir. Bunun yanında Denktaş’ın Kıbrıs görüşmelerinde sergilediği, “çözümsüzlük çözümdür” anlayışı ile halk büyük bir umutsuzluk yaşamaktadır. Umutsuzluğun sonunda insanlar çareyi göç etmekte bulmaktadırlar. 1960 – 74 yılları arasında Kıbrıs’tan göç eden Kıbrıslı Türk sayısı 6 bin iken 1974’ten günümüze göç edenlerin sayısı 40 binlere ulaşmıştır. 200 bin olarak tüm dünyaya verilen nufusumuzun gerçekte 89 bin olduğu ve Kıbrıslı Türkler’in büyük çoğunluğunun yurtdışında yaşadığı uluslararası verilerden elde edilen bilgilerle de onaylanmıştır.

         Sendikamız ve diğer demokratik kitle örgütlerinin Kıbrıs Türkü’nün varoluşunda verdiği mücadeleye rağmen ülkemizde demokrasi ve insan haklarına saygı yerleşememiştir. Kıbrıs Türkü’nün kimliğini kullanarak mevki ve makam sahibi olanlar, menfaatleri uğruna Kıbrıs Türkü’nün varlığını ve haklılığını kendilerince saptırarak saltanatlarını sürdürmektedirler. Günümüzde Kıbrıs Türkü’nün davası ile Denktaş’ın davası artık ayrım noktasına gelmiştir. Denktaş’ın davası Kıbrıs Türkü’nün olmadığı bir Kıbrıs’ı Türkiye’ye ilhak etmek ve büyük Turan ülkesinin bir parçası yapmak; Kıbrıs Türkü’nün davası ise doğup büyüdüğü bu topraklarda kendi kendini yönetme erkini elinde bulundurarak uluslararası kimliğini saygın ve özgürce kullanabilmektir. Bu anlayış sendikamızın politik yaklaşımı ve politikaları ile paralel olduğundan mücadelede sendikamız üzerine düşen görevi yürütmektedir. Öyle ki insanların temel haklarından biri olan “ifade özgürlüğüne” karşı malum çevrelerin ve Türkiyeli generalin hazırladığı komplo ile casus olarak suçlanıp, hapse atılan gazetecilerin özgürlüklerine kavuşturulması için oluşan “Bu Memleket Bizim Platformu” olarak yoğun çaba verildi. Dikensiz gül bahçesi yaratmak için yıllardan beri sindirme kampanyası sürdüren malum çevreler, 18 Temmuz 2000 tarihinde sayısı onbeşbinleri aşan ve “özgürlük, barış, kendi kendini yönetme” arzusu ile koşarak İnönü Meydanını dolduran halkın yumruğu ile neye uğradıklarını şaşırmışlardır. Telaş içinde Ankara’da ekonomik önlemler paketi adı altında hazırladıkları Kıbrıs Türkü’nü adadan kaçırma planını buradaki işbirlikçi şükrancıları vasıtasıyle uygulamaya koymak için yoğun bir çaba içine girmişlerdir. Bu arada bankalarda paraları hortumlanan binlerce mudinin yaptıkları mitingte, meclisin işgal edilmesi ve Güvenlik Kuvvetleri’ne bağlı polis çevik birliğinin masum insanlara gaz bombaları ve coplarla saldırması, ardından aralarında K.T.Ö.S. Genel Başkanı Mehmet Süleymanoğlu’nun da bulunduğu “Bu Memleket Bizim Platformu’nun” sendika liderlerinin tutuklanıp haksız yere hapse atılmaları K.K.T.C.’de demokrasinin ölçüsünü ortaya koymuştur. Tüm bu gelişmeler yıkım paketine karşı yapılan protesto ve yürüyüşlere rağmen hükümetin duyarsızlığı tüm sivil toplum örgütleri ve sendikalara Kıbrıs’ta varolan ekonomik sorunların aslında siyasi sorunun bir ürünü olduğunu göstermiştir. Sendikamız Kıbrıs Türkü’nün yokolmasını öngören bu paketi hazırlayan Ankara Hükümeti ve politikalarına karşı bir paralı ilan vererek Kıbrıs Türk Halkının onurunu kurtarma kararı almıştır. Bu karara atfen 30 Ocak 2001 tarihinde gazetelere şu ilan verildi:

         “Ankara! Ne paranı, ne paketini, ne de memurlarını, istemiyoruz.

         Kıbrıs Türkü; Bizde kendi kendimizi yönetecek bilgi, beceri, potansiyel ve yeterlilik vardır.

         Esir olmak istemiyoruz.”

     Yenidüzen ve Avrupa Gazeteleri dışında diğer gazeteler bu ilanı yayınlamayı reddettiler. Türkiyeli gazetecilere Kıbrıs’ın Avrupa Birliği’ne alınmasının son derece zararlı olduğunu, milli davayı kaybetmemize yol açacağını anlatmak için İstanbul’da bulunan ve bu etkinlikle hayal kırıklığına uğrayıp Kıbrıs’a dönen Denktaş, bir anda gündeme bomba gibi düşen ilanı görünce tüm gerici, faşist, sağcı örgütleri faaliyete geçirdi. Elçiliği ve askeri de yanına alarak sendikamıza ve öğretmene karşı makamına yakışmayan saldırılara başladı. Öğretmeni nankör, hain, Rumcu, olarak niteleyip sendikamızın bu görüşlerinin iki üç satılmış çapulcuya ait olduğunu bunların da çok azınlıkta olup, birkaç yüz üyenin katıldığı genel kurullarda seçildiğini ileri sürdü. Bu arada devletin yayın organı BRT, şükrancı basın ve yalaka köşe yazarları sendikamız ve öğretmene saldırarak kendilerini ispat yarışına soyundular. Daha da ileri giderek gizli polisi sendikamıza gönderip ilanın yazıldığı bilgisayar ve faks cihazımıza el koyarak gözdağı vermeğe çalıştılar. Yönetim Kurulu polis karakolunda ifade vermeğe çağrıldı. Uluslararası kamuoyu,  ülkemizdeki ve Türkiye’deki emekci yurtseverler Denktaş’ın bu bilinen politikalarına sert tepki gösterdiler. Sendikamız lokalinde düzenlenen basın toplantısı, üyeler ve sivil toplum örgütlerinin sendikamızla dayanışması adına tarihe geçecek bir gösteriye dönüştü. Denktaş, Türkiye elçiliği ve bazı askeri çevrelerin sendikamız ve üyelerine karşı istifa ettirme, yöneticileri karalama kampanyaları devam etmektedir. Şükrancı diye adlandırılan soygun ve yağma düzeninden yararlananlar ise bu ahlaksızlıklarını  Atatürk ve  şehitlerimizi dillerine dolayarak onların adlarını kirleterek düzenlerini sözde milliyetçilikle devam ettirmeye çalışmaktadırlar. Olayları tırmandırmak ve ekmeğini emeği ile kazanan insanlar arasında Türkiyeli, Kıbrıslı ayrımı yaparak, çatışma yaratmayı temel politika edinmişlerdir.

         Bu kavga “YAŞAMA HAKKI” , “EGEMENLİK HAKKI” ve “KENDİ KENDİNİ YÖNETME HAKKI” kavgasıdır.

         Bu nedenle İlkokul Öğretmeninin öfkesi, Kıbrıs Türkü’nün öfkesidir. İlkokul Öğretmeninin diklenmesi, Kıbrıs Türkü’nün diklenmesidir. İlkokul Öğretmeni’nin suskunluğu Kıbrıs Türkü’nün suskunluğu’dur. İlkokul Öğretmeni’nin sevecenliği, Kıbrıs Türkü’nün sevecenliğidir.

         Ve İlkokul Öğretmeni’nin verdiği ses, Kıbrıs Türkü’nün sesidir. Düşüncesi Kıbrıs Türkü’nün düşüncesidir.

         Yurdunu seven herkesin bu sese kulak vermesinin nedeni budur.

         Hak yiyicilerin bu sese kızma nedenleri de budur.

 

 

Son Güncelleme ( Monday, 17 November 2008 )
 
[ Geri ]
Anasayfa
Yayınlar
Tarihçe
Mevzuatlar
Yasalar ve Tüzükler
Uluslararası İlişkiler
Eğitim
Örgütlenme
Makale - Yorum
Duyurular
Yönetim
Haberler
Basında KTÖS
Fotoğraflar
Okullar ve Kadrolar
Sosyal Etkinlikler
Nakil Bekleme Listeleri
Ktos Bağlantıları

Yayınlarımız

performans1.jpg

Önerileriniz

akdo.jpg

Duyurular


  :: 28 EKİM ÇARŞAMBA ADA GENELİ GREVDEYİZ.
  :: ÖĞRETMEN EKSİKLİĞİ OLAN OKULLARIMIZ
  :: The Cyprus Referandum Adlı Kitabın Tanıtım Resepsiyonuna Davetlisiniz.
  :: Tüm KTÖSlülerin 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü Kutlu Olsun.
  :: 2. Uluslararası Kıbrıs İşçi Filmleri Festivali

Anketler

Geçmiş hükümet döneminde degiştirilen tarih kitablarının eskiye dönüşüne onay veriyormusunuz?
 

Ücretsiz E-Mail için Tıklayınız

Flash Haber!

Kıbrıslı Türkleri yok etmeye dönük "Kamu görevlileri maaş ödenek ve özlük hakları yasa tasarısı"nı kabul etmiyoruz.
 

Yorumsuz

peace.jpg
© 2010 KIBRIS TÜRK ÖĞRETMENLER SENDİKASI
Joomla! is Free Software released under the GNU/GPL License.